2 ağustos tarihinde Antalya'da doğdu.şuan İstanbul'da üniversite okuyor.Geçmişiyle ilgili bir çok pişmanlık duyduğu şey var,aynı hataları tekrar yapmamak ve tekrar pişman olmamak için debeleniyor.Eğer başarırsa muhteşem bir şahıs olabilir.Ona başarılar dileyin... Her şey burada : http://about.me/obaranatanaz HTML hit counter - Quick-counter.net

28th April 2012

Photo

@jaska__  ile kahve .) (Taken with instagram)

@jaska__ ile kahve .) (Taken with instagram)

23rd April 2012

Post with 3 notes

Çok olmamıştı tanışalı,belki bir hafta belki de on gün.Lakin bir önemi yoktu benim için,”sen bu denli ben iken,ben senden uzak kalamazdım” diye düşünmeye başlamıştım bile.Belki biraz aceleciydim ama ciddiydim,çok ciddiydim ve istiyordum.Sen kusuruma bakma ben tek başıma da idare ederim..

Geldim yanına,yalnızca senin için tam 724 kilometre.Sana dokunmak,seni koklamak,belki de birlikte uyumak için.Saçlarına bir kez olsun dokunabilmek,gözlerine bakabilmek için.R’leri söyleyemeyişini duymak istiyordum ”hatun” daha fazlası değil.

Geldim ve gördüm seni,ilk gün bir buçuk saat,ertesi günse üç buçuk saat..Benimle kalacaktın sen,birlikte uyuyacaktık,oldu işte bir şeyler ben bilmem ama sen gittin.Uyumadın benimle,yanında daha fazla kalmama izin vermedin..Gittin ve bir daha geri gelmedin.

Üç gün kalacağım şehirde on gün kaldım,her zaman gittiğin yerlerde tek başıma oturup seni bekledim..Belki,bir ihtimal karşılaşırız diye.Ama sen yine gelmedin ve ben seni göremedim.Senin canın sağ olsun da ”hatun” tek diyeceğim şey çok üzüldüğümdür,belki üzülmekten fazlası..

Sana ”neden gittin?” diye sorduğumda bana ”seni seviyorum.” dememeliydin hatun.! En çok da o yıktı beni biliyor musun? Keşke ”seni sevmiyorum.” deyip gitseydin.Severek ayrılmayı yaşamak fazla geliyor bana,ağır geliyor,midemi bulandırıyor.Aklımda tek bir kişinin olması iyi hoş ama yanımda kimsenin olmayışı?..

Yok anlatamıyorum ben derdimi,”sensiz yapamıyorum ulan.! Kısacık zaman da bile olsa çok alıştım sana!” diyemiyorum.Ah bir söyleyebilsem,belki bir şeyler değişecek,belki de iyice gideceksin.Sevgim korkutmuş seni,seni fazla sevmişim meğersem.Öyle diyorsun ya hani…E ne yapsaydım,daha az sevseydim olmazdı ki,seni çok sevmem gerekiyordu,gereğinden,haddiden fazla.Sen bunu hak ediyordun.

Küçücük ellerin geliyor aklıma,avuçlarımda kaybolan.Yüzüme ufak ufak dokunan ve beni bulutların üzerine çıkartan.Mis gibi kokan,yumuşacık ellerin..Ve onlara olan özlemim.Şuan onları tutabilmek için çok şey feda edebilirim,biliyorum.En basitinden bir 724 kilometre daha,gerisi hiç umurumda değil.Gözlerin ve ellerin yeter her şeyi yapmama ”bizim” için.Ve yeniden ”biz” olabilmek için.

Bende hala ”biz” var,ikimize de yetecek kadar ve hep yetecek olan,öyle yada böyle tekrar ”biz” olacağımıza inanıyorum bilir misin? Bilmezsin…Hiç söyleyemedim sana,belki daha da gidersin diye.Sırf sen daha da gidersin diye,sevdiğimi söylemekten korkuyorum ya,yazıklar olsun bana.

Her cümlen aklımda,her söylediğin kelime,her anımız ve her dokunuşlarımız.Hepsini geçtim de;

Sen bana hep ”paşam” de olur mu!?.

Bilmem anlatabiliyor muyum ”hatun” !?

22nd March 2012

Audio post reblogged from Bazısabahlarçokerken with 4 notes - Played 32 times

[Flash 9 is required to listen to audio.]

Pınar‘ımla ortak çalışma.

Ekım 2010
Duvarlar son gunlerde cok ses gecırıyorlar. Bınanın ses yalıtımı da o’nun kalıtımına cekmıs galıba. Nermın teyze ve kedılerının yalnızlık seslerı ust katta. Gelecegımı duyuyorum. Yan taraftan kucuk kızın aglayısları, gecmısıme ugruyorum. Fren seslerı bır de, sokaktan. Gozumun onunde hep o kaza anı. Sonrasında cenaze torenlerı. Telefon calıyor bazen, genelde ogle saatlerı. Uzanırken bınbır soru kafamda. Belkı ben hayat hakkında artık hep kotumser dusunuyorum, bılemıyorum.

Lakin 1 direksiyon ve 4 teker ayırmışken bizi,hayatın kusuruna bakamamazlık edemiyorum.Bizi hayata bağlayan birbirimizken,hayattan koparanın da birbirimiz olmasını isterdim olmadı.Resimler çizerdik duvarlara,işte o zaman ses geçirmezlerdi,bu bizim büyümüzdü belki de.Sen gittikten sonra sildim hepsini,üstüme üstüme geliyordu çizdiğimiz her karakter,yazdığımız her harf ve delirdikçe deliriyordum.Seni hatırlatan her şeyden uzaklaşmaya çalıştıkça seni hatırlıyordum…

Ocak 2011
Sımıtler cok mu susamlı. Yoksa ruzgardan mı kurumuslar boyle? Cayın da demı yok. Caycı degısmıs, anlamıyor bu ısten bellı. Vapurlar cok sessız otuyor. Neyın suskunlugunu anlatıyor ya da hangı haykırısları bastırıyorlar acaba? Benı anlatıyorlar heralde. Bu sessızlık cok tanıdık. Su ana aıt. Bana aıt. 7 ay sonra bu sahıle gelmıs olmamın cesaretıne mı, 7 aydır gelemıyor olmamın cesaretsızlıgıne mı aıt?

Cesaret demişken ne haddimeyse hala etrafı izlemek,çay eleştirmek.Ben daha sana sahip çıkamadım…Sanırım rüzgara suç atmanın alemi yok,sensizken her şey tatsız.Birlikteyken sen yedirdiğinden olabilir,teninin kokusu,tadı damağıma yerleşmiş bir bakıma.Tanrı olsam alabilir miydim zamanı 7 ay geriye? Yoksa ben mi bir ”ol” emriyle yanına gelmeyi tercih ederdim.

Nısan 2011
Bahce kapısı hala gorkemlı, sasırtıcı sekılde. Mutfaktan gelen sesler. Aynı olamazlar. Kahkahalar eksık. Eksıklıgın duygusu cok kesık. Bır cıft mavı mantar topugun bahce taslarında carpması. Masadakı un kurabıyesıne hıc dokunulmaması. Eskımıs fotograflardan gulumseyen cocugun 40 yasındakı gozlerının hıc gorulemeyecek olması. Hayatında yer alan ıkı kadının o’na sarılırcasına sarılması.

Hani demiştin ya ”sevdiğim 2. kadınsın sen” öyleydi,inanıyordum.Sen kadınları sırf annen hatrına severdin belki,belki de yaptıklarımdan asla sorumlu olmayan niteliksizin tekiydim.Bana sevmeyi,değer vermeyi,sahiplenmeyi sen öğrettin.Sana bir şeyler öğretebilen 2. kadındım ben de aynı zamanda.Yanında uyuyup,sabah mutlu uyanabildiğim.Lakin gitmemeliydin…

Eylul 2011
Kızıl degıl mıydı sacları? Isıktandır belkı de. En sevdıgım sarkıyı calıyorlar. Pardon, o’nun en sevdıgı. O guzel rıtmlerın sahıbı baterıst selam verıyoruz. Konusuyoruz. O’nu sormuyor, duymus olmalı. Cocugu olmus. Kızıl saclara takılıyor gozum yıne. Cozemıyorum.

Ritm daha da bir bozuyor ritmimi,iyice salıyorum kendimi ve bir bira söylüyorum.Sigarayla birlikte elimi,kirpiklerimi…Seninle birlikte yüreğimi yakıyorum.Acımı nasıl anlayacağını sana anlatamıyorum.Zaten yeteri kadar öldün,daha fazla öldürmek istemiyorum.Yeteri kadar üzüldüm,yanına bir an önce gelmek istiyorum…

Kasım2011
Yıne gırıyorum barın kapısından. Kızıl saclar cogalıyor gun gectıkce. Ya bır ton acık ya bır ton koyu. Hıcbırı degıl, hıssedıyorum. Kendı kendıme ıcerlıyorum. Bıten aglayıslarım boyle gecelerde tekerrur edıyor. Bardan cıkıp dar sokakta yururken o’nun bır baskasıyla tum bunları yapmıs olma ıhtımalıne dayanamıyorum.

Çoğalıyorsun içimde gün geçtikte ve günler daha hızlı geçsin istiyorum.Akıcı bir müzik gibisin ruhumda,keyifli  ve huzurlu.Seni yaşayamamak diye bir şey yok,notalar varolduğu ve kulaklarım işittiği sürece,gel gelelim sana dokunamamak var,seni öpememek. Bu sebeptendir sana dokunmus olan ınsanlara benzeyenlerın fazlalaşması ve benim sokaklara daha da az çıkıyor olmam.

Mart 2012
Bır yıl bes ay onbır gun sonra daktılo seslerı. Tabıı bıraz tozlu harflerı. Yarım kalmıs hıkayelerı tamamlamaya hıc ınancım yoktu oysa. Ama oyle bır hıkaye okudum kı yarım hıkayemın yıtırdıgım kahramanınından. O’nun basladıgı ısı bıtırmek mıymıs bunca zaman ugramayan huzur? Bır hıkayeyı bırlıkte sonlandırmanın verdıgı tebessumden mı yoksa? Yenı bır baslangıc olacak bugun yenıden yazmak o’nun da dahıl oldugu. Hep ımkansız sandıgım.

Hep seni yazmak isterdim,hep ikimizi.Artık yapabiliyorum sevgilim,yazabiliyorum bizi.Sana yazamıyorum belki artık ama seni yazabiliyorum.Ve sana söz veriyorum,parmaklarımın gücü yettiğince ve aklım erdiğince bahsedeceğim senden…



Yırmıucmartıkıbınonıkı
Baran & Pınar

Source: ozekpinar

21st March 2012

Audio post with 6 notes - Played 10 times

[Flash 9 is required to listen to audio.]

Gece yatağımda alıkoyamadım kendimi bir kez daha,”ya giderse?” diye sorarken henüz kendime,henüz düşüncesine alışamazken hatta kendime soramazken gitmiş olmanın verdiği hüzün ve yastığın sırılsıklam olması haline…Kendimle asla yüzleşememe mi üzüleyim yoksa gitmene mi? Gitmeden önce bir kaç cevap bırakabilirdin vestiyere.

Üzülmemek için,yılmamak için sebepler arayan ben ve üzüntünün dibine vurmanın verdiği bitkinlik hissi.Geç kalmışlığın verdiği utanç gibiydi belki son yaşadıklarım,pişmanlıklarım ve sen.

Heeeeyy gidi günler hey.! Ellerimden tutuşunun verdiği sayısız kilogram mutluluk ve asla anlatamadığım yatağımız.Gözleri yaşarıyor be insanın,sağ omzu boş kalınca.Bir ”günaydın” kelimesinin eksikliğini bile hisseder mi insan? Sonradan anladım her sabah ”günaydın” deyişinin verdiği sonsuz huzuru.Bir iyi geceler öpücüğü deliksiz uyumanı sağlayabilirmiş demekki,uyuyamamamdan belli.Sayısız gece yataktan sıçrayışlarım ve senin güzelliğine alışmış aynanın karşısında ağlamalarım.Ayna şaşırdı evin haline ve sensizliğe,sessizliğe…

Dar sokaklarda 2 kişi yürümenin verdiği zorluk,mutlulukmuş meğersem.Bir kaldırıma 2 kişi sığışabilmekmiş seninle birlikte olduğumu hissetmek.Aynı havayı solumaktan ziyade aynı küçücük pencereden bir şeyler görmeye çalışmakmış seni hissetmek.

Uzuuuun ve çok sayıda merdiveni tek başına çıkarken yorulurmuş insan,seninle yarışırkenki halimizin aksine.Ne de güzel hissetmezdim merdivenin sonunda sana sarılınca yorgunluğu.Ne de güzel alırdın benden,hayatın verdiği yorgunluğu ve mutsuzluğu…

Gittiğinin aksine gelenleri beklemekmiş saçma olan,varlığının kıymetini bilmemezlikmiş mutsuzluk ve yazdığın ufak notları cüzdanımda saklamamakmış pişmanlık.Bir battaniye altında 2 fincan kahveye ne gerek var 1 fincan ikimize yetecekken değil mi ama? Neden 3 odası olan bir evde yaşadık ki biz,dört duvar neyimize yetmedi de birbirimizden uzaklaşabileceğimiz 2 oda daha verdik birbirimize.

Ben yerde yatardım sen bana kızdığında,sen yatakta.Ama yeterdi o oksijen ikimize de ve yeterdi o geceki mutsuzluğumuz tüm Dünya’ya.

Belki de en çok üzen şeydir şuan ”çok geç” diyebilmem.Suç bende…Neden 4 kapılı bir arabamız vardı bizim,2 kapı ve 2 koltuk bize yetecekken…Şimdi anlıyorum ki sevgilim,birbirimizden uzaklaşmak için birbirimize fırsatlar vermişiz belki de.Yatağımızdaki 2 yastık buna en büyük kanıt değil mi?

Artık iki ayrı hayat yaşıyoruz,bir hayat bize yetecekken.Belki iki ayrı eş olacak biz birbirimize yetecekken…İki ayrı düğün ve ikimizden bağımsız çocuklarımız.

Ama hep bir zihinde olacağız ve birbirimizi düşüncelerde yaşatacağız bilirim,belki bir gün bir kaldırım karesinde karşılaşıp tek vücut olacağız sarılarak.Dertleşeceğiz ve her şeyi bir taneye indireceğiz.Asla birbirimiz olmadan bir fotoğraf karesine girmeyip asla yalnız uyumayacağız.En güzeli de aynı bebeğe sahip olup babası ben annesi sen…Her neyse yeter bu kadar hayal ama gerçek olacak bir hayal.

Ben o hayale kadar 2 kalbe sahip olacağım,birisi beni yaşatacak diğeri seni yaşayacak…

15th March 2012

Audio post with 8 notes - Played 20 times

[Flash 9 is required to listen to audio.]

Gecenin verdiği iğrenç tat duruyordu ağzımda,tişörtümün kolları sıvanmış dirseklerime doğru,her zamanki gibi muntazam kıvrılmış hallerinden çok uzak.Televizyonun sesi bir hayli yüksek,bilgisayara bağlı hoparlörlerin de öyle..Ve fonda çalan müzik.Bir şeyleri duymaktan korkuyorum sanki,çok canım yanacakmışçasına korkuyorum ve içerliyorum bu duruma.Karnımın acıktığını hissedemeyecek hale gelmişim sanki biraz.Yalnızca su içiyorum,yalnızca yaşamak için…

Günlük içtiğim sigara 2 paketi geçti geçecek,geldi gelecek,derken gelmiyor ve gelmeyecek.İsmini karalıyorum kollarıma,tükenmez kalemlerle,tükenmezsin belki hiç diye.Duvarlar ilk defa mı böyle sinirli bakıyor? Yoksa ben mi fazla masum kalıyorum yanlarında?

Sigara dumanını ışığa doğru üflüyorum arada sırada,silüetini yakalamaya çalışıyorum moleküller arasında,beceremiyorum her zamanki gibi.Gibiyle biten cümlelerin mutsuzluğu gibi.Yada bir yemeğin altını yakmışçasına mutsuz,birlikte yemek yapmayı sevdiğimizden mi?

Eşyaların yerlerini değiştirmiyorum,sen yerleştirmedin belki onları ama ben sen yerleştirmişsin gibi hayal ediyorum.Olmak istediğim gibi bana ait her şeyin de sana ait olmasını istiyorum.Hiç ait olamadığımdan,hiç ait olamadığından mıdır?

Farklılıklardan kaçıyorum,kimse için farklı olmak istemiyorum ve hiçbir şeyi benim için farklı kılmıyorum.Farklı olanın bir tek sen olmasını istediğim için mi? Yoksa son farklı olanı yitirdiğim için mi? Mesela sen…

Lanet uzun yazılar okuyorum,içlerinde seni bulduğum.Aşk kelimesi geçen her cümleyi özenle yazıyorum bir kenara ve onlardan bir paragraf yaratıp aşkımızı farklı ağızlardan kanıtlıyorum.

Televizyonda çalan şarkıyla,bilgisayarımda çalan aynı olduğu zaman mutlu oluyorum.Aynı olamamamızın verdiği eksiklikten mi? Ben sanırım bizi böyle tamamlıyorum.Yada hiçbir kelimeyi bize yakıştıramıyorum,biz mi yakışmıyoruz hiçbir dile yoksa ayak mı uyduramıyor cümleler sevgimize?

Gitmek ve kalmak arasındaki ufacık çizginin üzerinde durmak istiyorum lakin ne mümkün içtiğim onca resminden sonra.Hani bir şırıngam olsa da alsam yine seni içime…Yada zıvanamın içine yatırsam seni,alsam dudaklarım içine de öyle yaşasam.Ne mümkün…

Loş ışıkları bu kadar sevmemin sebebi sönük bakışların mı? Bana seni mi hatırlatıyor odamın köşesinde duran puslu ayna,yoksa onu hiç silmiyor muyum? Kafam karışıyor ve seni daha da fazla anımsıyorum.Belki de deliliğe vurup ne yapsa yeridir hesabına yanına çırılçıplak tüm duygularımla koşmak istiyorum.

Seni özlediğimi kendime söylemekten kendimi özleyemez oldum,bir zamanlar gülen,neşe saçan ve hayata bağlı olan ben.Öyle bir ben var mıydı senden önce? Bundan bile emin olamıyorum.

Terlik giymiyorum artık,ayaklarım üşüyor.Gece yatarken üstümü de örtmüyorum.Duştan çıkınca saçımı kurulamadan dışarılara koşuyorum,terliyken su içip,hastayken ilaç içmiyorum.Doktora bile gitmiyorum.Karnımı doyurmuyorum,sporumu yapmıyorum,bazen telefonumu kapatıyorum,kitap okumuyorum,dişlerimi fırçalamıyorum,duş bile almıyorum.Bulaşıkları,çamaşırları yıkamıyorum,çöpleri atmıyorum.Ben,kendime hiç iyi bakamıyorum,aslında bakmıyorum.

Bunları duyduktan sonra bile,gelmeyecek misin?

15th March 2012

Post with 4 notes

Hiç keyfim yok yada keyfim hiç yerine gelmiyor.Biliyorum aynı kapıya çıkıyor ama yine de söylemek istiyorum.Bunalıyorum,sıkılıyorum…

Sanki içimde anlatmam gereken binlerce şey var,kurmam gereken milyonlarca cümle.Ama kuracak kimseyi bulamıyorum.Elbet var beni dinleyecek insanlar ama onlarla da doğru ortamda olamıyorum.

Şarkılar açıyorum tek göz odamın içinde,tek başıma.Zorla dans etmeye çalışıyorum,koşuşturuyorum etrafa olabildiğince,kahveler yapıyorum kendime,bazen çaylar ama olmuyor.Bir şeyler göğüs kafesimin içinde sıkışıp kalıyor.Derin nefes almaya çalışıyorum,bazen alıyorum,bazen alamıyorum.Aldığım zamanlarda bile nefesi verdiğim an yine sıkışıyorum.

Bazen öylece bir noktaya takılıp kalıyorum,amacım yok yalnızca bakıyorum.Fonda bir müzik çaldığı sürece ben yalnızca düşüncelere dalabiliyorum.Yalnız uyuyorum,yalnız uyanıyorum,yalnız yemek yiyip yalnız sigara içiyorum.Sokağa bile çıkmak istemiyorum.

Biliyorum olanlarla idare etmek gerekiyor ama olanlarla da yapamıyorum.Şımardım belki,belki gerçekten yavaş yavaş yalnız kalıyorum,bilmiyorum…Öyle çok bunalıyorum ki pencerenin önüne geçip sigaramı çekiyorum içime,dumanı bırakıyorum hafifçe dışarıya.Duman bittiğinde de hani şu soğuktan ağzımızdan çıkan dumanla idare ediyorum.İsmi her neyse işte…Bazen ben böyle mutlu oluyorum.

Her zaman yaptığım şeylerden biraz fazla yapıyorum mesela,aynı şarkıyı artık daha fazla dinleyip,aynı dansı sürekli tekrarlıyorum.Ölsem cenazeme kim gelecek diye düşünür hale geldim geçenlerde.Biliyorum gelen olur elbet,var gelecek olanlar ama bilmiyorum belki de hiçbirisi gelmeyecek.

4 adet boş bardak var odamda ve ben onları üst üste dizmeye çalışarak zaman harcıyorum,bazen bir film açıyorum ve sonu gelmeden kapatıp darlanıyorum.Belki annemi özledim,belki de hiç kimseyi.Aynaya bakıyorum,sakallarımı dikkatle inceliyorum,aralarda uzun kalan taneleri bulup makasla onları düzeltiyorum.Ben son zamanlarda zamanımı böyle harcıyorum.

Günde 3 kere duşa giriyorum,sırf zaman geçsin diye.Bazen kıyafet deniyorum aynanın karşısında,bazen kaloriferin ayarıyla oynuyorum,içinde ne olduğunu bildiğim halde dolapları açıp kapatıyorum.Yalnızlığın verdiği mide kasıntılarını sonuna kadar yaşıyorum.

Her sigaradan sonra küllüğü boşaltıyorum,temizliyorum,yıkıyorum.Durduk yere koridora çıkıp birileri var mı diye bakıyorum.Penceremin önünden geçenleri izliyorum ve tekrar içeriye girip hiçbir şey yapmıyorum.

Kısacası hiç iyi zamanlar geçirmiyorum ve hayatımda ilk defa belki de yalnızlık tribine giriyorum.Hiç iyi değilim ve iyi olacağıma hiç inanmıyorum…

15th March 2012

Post with 6 notes

En kötüsü de paylaşacak çok şeyin olup paylaşacağın kimsenin olmaması.

14th March 2012

Post with 4 notes

Mesafeler,mesafeler,mesafeler…

Ucunu görüp bir türlü bitiremediğimiz,sonuna varamadığımız tüneller gibi.Kalbimizi tutup ona fırlatmak istediğimiz ama asla yetiştiremeyeceğimizi düşündüğümüz,mesafeler…

Gerek kilometrelerin,gerek sevgiler arası boyut farkının önümüze sunduğu mesafeler.Asla yenemeyeceğimizi düşündüğümüz ve gerçekten yenemediğimiz.En azından ben yenemedim ki bu yazıyı yazıyorum.Yenmeyi isterdim.

Mesafelerin getirisi beklemektir çoğu zaman,sesini,bakışlarını,teninin kokusunu,teninin kendisini,saçlarını,burnunu,o hayata bağlayan öpüşlerini.Belki de sabah uyandığında yanında oluşunu beklemek,belki sadece yemek yerken onun da yediğini ve karnının doyduğunu bilmek,belki sağlıklı olduğunu belki de nefes aldığını bile bilmek.

Ne koşulda olursa olsun bir şekilde uzakta olduğunu bilmenin verdiği sarhoşluğun üstüne eklersin çoğu zaman beğendiğin bir alkolü,bazen beğenmediğin ama seni daha çok sarhoş edebilen bir alkolü veya daha farklı şeyleri.Bir duman yığınını tercih edebilir insan bu zamanlarda,kendini kaybedip deliler gibi ağlayabilir,mesafelere küfredip beklemekle kavga edebilir.Elleri kan içinde aynanın karşısına gidip yüzünü de kan revan içinde bırakabilir.Öyle ya hepimiz ağlarken ellerimizi yüzümüze götürürüz.Çünkü o zamanlarda gözyaşlarımızı yanağımızdan söküp alacak kimsemiz yoktur.

Sevgilisini beklemeyi tercih eden her insandan kaçabiliriz mesela,acımızı daha da körüklemesin diye..Mesafelerden ve bekleyişlerden bahseden filmlerden koşarak uzaklaşıp sürekli gülmeye çalışabiliriz.Yalnız kaldığımız her anda ağlayıp insanların arasında kahkahalar atabiliriz lakin bu yalnızca bir maskedir ve maskenin altındakini yalnız biz biliriz.

Beklemekten sımsıcak olmuş yanaklarımız ve ellerimiz vardır bizim,mesafelerden parçalanmış ellerimiz.Shot bardaklarımız,bira ve rakı kadehlerimiz her daim hazırdır.Çakmaktan bahsetmiyorum bile.Küllüklerimiz asla temiz olmaz ve başucumuzda hep bir parça mendil vardır.Diken üstünde duran bulutlar gibi değdiğimiz an parçalanacakmışçasına yaşarız hayatı.

Ama bu öyle tatlı,öyle güzel bir acıdır ki,bir saniye bile oturup düşünmeyiz.Biz nasıl düzeliriz? diye.Belki yazmaya bahanemiz,içkiye mezemiz olur beklemeler,mesafeler.Ki çoğu zaman da böyledir.

Mesafelerin içince kaybolup,beklemelere yenildikçe daha bir kitap okur insan ve okudukça aydınlanır.Yola ne kadar iğrenç başkasa da bu ona öyle güzel gelir ki,kendini kendinden beklemeyeceği şekilde geliştirir.Ve sonunda beklemeyi bilmenin verdiği erdemle,hayatla arasına mesafe koyup,yaşamayı bekletir.

Saygılarımla…

14th March 2012

Post with 5 notes

”muhakkak herkes hayatında 1 kişiye -seni bekleyeceğim- demiştir.”

Lakin çoğumuz da bu sözü tutamamışızdır,aslında kendimize göre haklı sebeplerimiz de vardır.Mesela bu bekleme süresinin fazla uzun olması veya beklerken karşımıza çıkan ”o” 3. şahıs.

Bakın size bir şeyler anlatayım…

Tanrı kimseyi asla gelmeyecek birini beklemek zorunda bırakmasın.Lakin böyle bir durumda olduğumu belirterek başlamak istiyorum.Gelmeyeceğini anlamak üstün bir zeka ürünü değil kaldı ki zaten üstün zekalı değilim ama gelmeyecek.Neden mi bekliyorum? İşte onu bende bilmiyorum.

Aslına bakarsanız bir ihtimal derler ya,bir umut.Zaten çoğumuzu ayakta tutan işte o 1 tam umut.Bazen diyorum kendi kendime madem bana zaman işlemiyor peki ”o” 3. şahıs nerede?

Bundan 1 buçuk ay evvel ”o” zannettiğim bir 3. şahısla tanıştım.Muhabbet,sohbet her şey çok güzel hatta görüştük bile,içtik eğlendik,birbirimize her şeyimizi anlattık.Yüzsüzlük bile yaptım ilk geceden sevgilim olmasını istedim.Kabul etti,hatta elimi bile sürmedim.İşin ciddiyetinden,büyüsü bozulmasın diye ilk geceden elimi bile sürmedim.

Peki sonra ne oldu biliyor musunuz?

Hiçbir şey.Şu sıralar konuşmuyoruz bile.Neden mi? Sözde sebebi ona ”defol” demiş olmam lakin telafi için söylediklerim göz önüne alınırsa insan evladı dayanamaz o kadar özüre ve güzel dilekli cümlelere.Yani demek oluyor ki ”defol” demiş olmam yalnızca bir kılıf.Gerçek ise hanımefendinin içinde gizli.

Çoğumuzun başına gelir böyle şeyler,karşı taraf hep 1 tek hatamızı bahane eder ve siktir olup gider.Aslında sebep o bahane değil,karşı tarafın bir şeyleri istememesi ve söyleyememesidir.Buna maruz kalmanın ne derece iğrenç bir şey olduğunu 21 yaşımda öğrendim.Ne hoş.

Siktir olup giden bir kızın ardından söylenecek tek şey ”siktir git” demekken insanın içinde kalıyor tabi bazı şeyler.Mesela bir soru sordum geçenlerde kendi kendime,soru şu : ”neden ben gerçek ve güzel bir ilişkiyi her istediğimde,bir terslik çıkıyor?” belki bu soruyu da soran çoktur kendine.Sorunun cevabını düşündüm ve dedim ki ”bir şeyi çok istersen olmazmış.” az isteyeceksin arkadaş.Çok isteyince Tanrı’nın gücüne gidiyor ve istediğimizi vermiyor.

Tek tesellim onun uğruna yazı yazacak kıvama gelmiş olmamam,çünkü o zaman içmem de gerekirdi.E arkadaş hayatta bir dünya insan için de içilmez yani.Bir insan için içececeksen,az içeceksin öz içeceksin ki bir değeri olsun.

Gece gece öylesine anlatmak istedim bunları,belki benim gibi hissedenler okurlar da bir tebessüm ederler.

iyi geceler diliyorum.


14th March 2012

Post

Zaten herkes yalnızken,kimse yalnızlığı seçme lüksüne sahip olamaz.

14th March 2012

Post with 5 notes

Bir gün herkesin gideceğini bilerek hala birilerini sevmek,birilerine değer vermek…Ne güzelsin insanoğlu.

11th March 2012

Post with 2 notes

Bazen 3 kelime anlatır bizi.

Hiç iyi değilim…

11th March 2012

Post with 1 note

Sana aşık olduğumdan değil,yazmaya bahane arıyorum…

3rd March 2012

Photo with 3 notes

bu gece sana gelsin.

bu gece sana gelsin.

27th February 2012

Post with 9 notes

birlikte geçirdiğimiz onca anıdan,onca dakikalardan,onca hislerden sonra sen gittin ya hani? peki sonra ne oldu biliyor musun sevdiğim?

şimdi onu anlatacağım sana…

mesela ben seni çok özledim sevdiğim,çok aradım seni.sabah uyandığımda sol omzum hep boştaydı ve suratımın üzerinde bir tel bile saç yoktu.sağ kolumda soluma uzandığımda hep düşük kaldı kolum,hep rahatsız oldum ve hep tavana bakarak,kollarımı yorganın altına sokarak uyumak zorunda kaldım.

mesela sevgili nar şarabı içemez oldum,evime senden başka kız sokamaz oldum,her şeyi geçtim…bir başkasını sevemez oldum.

kalbimin en içini,tam ortasını vermek yerine tamamını vermiştim ya sana,bir gün sen gidersen kalbimin tamamını kaybedeceğimi hiç hesaba katmamıştım.

senin yaptığın müzik listeleri hala bilgisayarımda ve başka bir şey dinleyemez oldum mesela.mesela sevgili senden sonra gülümseyen hiç kimse tatlı gelmedi bana.

hiçbir ten kokusu,hiçbir göz rengi,hiçbir dokunuş çekici gelemez oldu mesela.mesela seni göremez oldum sevgili…

”istesem de yanına gelemiyorum.” demiş ya Ahmet Kaya,aynen öyleyim sevgili.aramızda bilmem kaç kilometre,bilmem kaç engel,bilmem kaç lanet olasıca şey.

mesela sevgili,içtiğim bira sayısı,içtiğim sigara sayısı,geceyi sabaha bağladığım gün sayısı ve en önemlisi de gözyaşlarım arttı benim.çektiğim acı cabası…

hatta gün geçtikte seni hatırlatmayan şeyler bile seni hatırlatır oldu,halüsilasyon mudur bilmem yada ben deliriyorum…özlem delirtir mi sevdiğim? özlem de aynı senin gibi aklımı başımdan alabilir mi?..

sana git dediğim gün sevdiğim,ölmeyi tercih ederdim belki de.lakin kimse seçenek sunmadı bana.ah sunsalardı…

bugün gittiğinden beri geçirdiğim en kötü gece sevdiğim.bugün senin doğum günün ve ben yanında değilim.sana ancak içimden geçenleri yazarak söyleyebilirim.

doğum günün kutlu olsun sevdiğim,iyi ki gittin diyemem ama iyi ki geldin.

hep mutlu ol…